AnasayfaSaç MakyajMeyhaneMüzikBiyografiBasındaHayallerim
EtkinliklerAfişlerArşivGörüşlerinizİletişim
Tasarım: Yelken Bilgisayar Yazılım 2007
Suzan, hep paylaşmayı sevdi.

O, gönlünün Bekriya’sında yıllardır çok insana sofra kurdu. Çok insanı şefkatiyle besledi.

Bekriya, çocukluğunun sonsuza dek yitirdiği Yugoslavya’sından buralara taşıdığı yükün adı. Babasının lakabı. Hem de orada kalmış, artık başkalarının içtiği meyhanesinin adı. Bekri’yi bilir muhabbet bağına sık girenler. “Çok içen” demek. Bekriya da.

Suzan Kardeş, on yıllardır makyöz olarak ülkenin bütün sanatçılarını boyadı. Hepsine kendi güzelliğinden kattı. “Bostancı Gösteri Merkezi’nde, bir konser sırasında düşüp kaşımı yaraladım. Eve dönerken, arabada, dikiz aynasından kaşımın halini gördüğümde, mühim bir şey atlattığımı düşündüm ve korktum. O an, kendi kendime şöyşe dedim ‘Ah Suzan, az daha gözün çıkıyordu, Kör makyöz olmaz ama kör meyhaneci olur, hem de baba mesleği...’ Ve o gün kendime bir meyhane açmaya karar verdim” diye anlatıyor meyhaneye dönüşünü.

Suzan yıllara Boğaz’da Bekriya adını vermiş olduğu bir meyhanede Kosova’dan gelen turşularla, baharatlarla yaptığı mezelerle ağırladı konuklarını. Erik rakısının, pırşutanın, tavçena grafçenin, Bekriya köftesinin yanı sıra. “Amerika Kosova’ya bomba atınca benim meyhaneme de düştü. Tadım kaçtı ve dükkandan uzaklaşmaya başladım. Bir müddet direndim. 2004’te kapattım. Bekriya sadece 12 yıl çalışabildi” diyor şimdi. Suzan hep kalabalıktı. Ardında, çocukluğunun ülkesinde kalanlarla bağını hiç kopartmadı. Çok hayat kurtardı. Sessiz bir kahraman olarak mucizelere hep inandı.

Suzan’ın sesini de tanır., onun yakınında muhabbete yuvarlanmışlar. “Meyhanedeki gecelerde, çok keyiflendiğim zamanlarda, mikrofonsuz, akustik Rumeli türküleri ve Sevdalinkalar söylerdim. Sevdalinka, kafes arkası şarkı demek. Osmanlı döneminde Bosna’da yaşayan müslümanların söylediği sevda şarkılarıydı bunlar...”

Arnavut, Boşnak, Makedon şarkılarını onun içli sesinden dinledik.

Sonra onu Sezen Aksu’nun sahnesinde gördük. Fasıllarda gördük. Başka zamanlara ait bambaşka bir dünya gibiydi.

Şimdi de çoğunu çocukluğundan hatırladığı şarkılardan oluşan bir albümle çıkıyor karşımıza. Eski radyo günlerinden bir nefes gibi. Yiten giden çocukluğu, hoyratça değişen dünyaya, gösterişe inat tertemiz bir sesle, çırılçıplak bir yürekle söylüyor şarkılarını. Anneniz başınızı okşamış gibi oluyorsunuz.

Yıldırım Türker